Yazılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yazılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ekim 2011 Pazar

Birileri yaşar, birileri ölür. Arkada kalanlar yarım yamalak, paramparça ve halsiz. Günler yalancı, geceler günahkar. Ne günü ne gecesi gözünü kırpmaz, rüya görmez, nefesi hissedilmez. Hep sorular sordular, cevaplarını merak etmediler. Ben hep doğru bildiğimi yaptım. Kendi alın yazımla yaşadım hayatı. İyi ol dediler, kötü nasıl olunur bilemeden. İyi misin dediler bi kere bile gerçekten nasılsın demeden. Ben iyi bir adam olamadım. İyiler ilk görüşte tanınmaz.
Birileri yaşar, birileri ölür. Arkada kalanlar yarım yamalak, paramparça ve halsiz. Günler yalancı, geceler günahkar. Ne günü ne gecesi gözünü kırpmaz, rüya görmez, nefesi hissedilmez. Hep sorular sordular, cevaplarını merak etmediler. Ben hep doğru bildiğimi yaptım. Kendi alın yazımla yaşadım hayatı. İyi ol dediler, kötü nasıl olunur bilemeden. İyi misin dediler bi kere bile gerçektennasılsın demeden. Ben iyi bir adam olamadım. 
İyiler ilk görüşte tanınmaz.
Dünyayı güzellik kurtacak ve bir insanı sevmekle başlayacak herşey

24 Eylül 2011 Cumartesi

gecenin güzel yüzü

gecenin en sevdiğim tarafı aydınlık olmasıdır, çünkü gece görünür gündüz göremediklerimiz.

ondandır geceleri yürüyenler, bilirler ayaklarına dolaşacakları, korkmazlar seslerden,

varılacak bir yer varsa yolun bir önemi yoktur ne de olsa,

nasılsa gecenin sesleri aydınlatır nefesleri bitene kadar yürüyecek olanların yolunu...

her gece biterken bir sabaha, dua ederim gündüzün karanlık yüzüne, gece çökene kadar beni de yolumdan ayırmasın diye

12 Eylül 2011 Pazartesi

12-09-1980 den bugune...

1 gecede yapılanlar 31 yıl sonra bizi bu noktaya getireceklerin kanlı yollarını bu kadar aydınlatmasaydı neler olurdu acaba ?

10 Eylül 2011 Cumartesi

mutluluk


- Neden mutlu olamıyorsun?
- Çünkü yaşayamadığımı hissediyorum.
- Neden yaşayamadığını hissediyorsun?
- Çünkü mutlu olamıyorum.
İşte tam da böyle kısır bir döngü ile mutsuzluğumuza sarılmış, istediklerimizin kucağımıza düşeceği günün hayali ile yaşıyoruz. Mutlu olacak sebep aramanın, mutsuz olmanın asıl sebebi olduğunu bir türlü öğrenemiyoruz. Sebepsizliğin, mutluluğun sonsuzluğuna götüren en büyük sebep olduğunu, nedensiz mutluluğun ve iç huzurunun asıl ihtiyacımız olan şey olduğunu bir türlü anlayamıyoruz. Her gün “bugün yepyeni bir gün olacak” yerine “yarın yepyeni bir gün olacak” derken, gerekli değişimi ertelerken buluyoruz kendimizi. Biz yarın dedikçe, o yarın hiç gelmiyor sanıyoruz, halbuki ayağımızın altından akıp gidiyor yarın. “Yarın” bir gün sonra “bugün”e dönüşüyor, bizlerse daha zamanımız var sanıyoruz, yapmak istediklerimiz için sahip olduğumuzu zannettiğimiz zaman diliminden bir gün daha eksilirken.
Hani “her gün, yeni hayatının ilk günüdür” diye bir laf var ya. Bu lafın mesajını herkes bilir; yeni doğan her bir günün istediklerimizi yapmak için yeni bir şans olduğunu, gelecek hakkında gerçekleştirmek istediğimiz hayaller uğruna çabalamamız için verilmiş bir fırsat olduğunu anlatır aslında bu laf. Bu laf; ümit etmekten ve hayal kurmaktan çok, istediğimiz hayatı kurmak adına bir şeyler yapmamız gerektiğini ve bu uğurda bir an önce harekete geçmemiz gerektiğini bu uğurda daha fazla zaman kaybetmememiz gerektiğini aşılar. Ama işte bizler, “her gün, yeni hayatının ilk günüdür” lafını “her gün, eski hayatının son günüdür” diye algılıyoruz, sırf böylesi daha kolay geldiği için, ertelemek için. Her şeyi erteliyoruz, yarın meyve almak için bugün ağaç dikmemiz gerekiyor ama biz hep kısa vadede kolayına kaçıyoruz. Geçmiş zaten öldü bitti ama bizler arkaya(geçmişe) bakarak önümüzdekilere(geleceğe) takılıyoruz. Bugünü öldürürken, aynı anda yarını da öldürüyoruz.

Tavsiye

-Bir şapka beğenince onu kafana çiviyle çakıyor musun?
+Yani?
-Evlenme!!!

murat menteş (mm)

Yalnız...




- Yalnızlığa alışmış bir insanı sevmek zordur.
+ Neden?
- Çünkü tek yaşadığı hayatına girmek istiyorsun. O hayatı paylaşmak,onunla bütün olmak istiyorsun. Ve o buna hazır değil.
+ Ama eğer o da severse?
- Yalnızlığa alışmış biri eğer seni seviyorsa onu kaybetme. Çünkü seni bir daha öyle seveni bulamazsın.


Kaynak : http://yokcanim.tumblr.com/post/8959273036/yaln-zl-ga-al-sm-s-bir-insan-sevmek-



9 Eylül 2011 Cuma

A Milli Futbol Takımımız.


feyyaz uçar gibi bir efsaneyi 28 kez oynatıp tuncay şanlı'ya (henüz) 80 kez şans vermiştir bu takım.


koskoca sarı fırtına metin tekin sadece 34 kez şans bulabilirken, en büyük hüneri ceza sahasında kendini yere bırakabilmesi olan arif erdem tam 66 kez çağrılmıştır, 60 kez de oynamıştır bu takımda.


tam 16 yıl aralıksız beşiktaş forması giyip 500 resmi maça çıkan atom karınca rıza çalımbay şükür ki 51 kez girebilmiştir bu takıma ama bu da çok önemli değildir arda turan bunu 24 yaşında başarmak üzeredir.


daha şaşırtıcı olanlarından biri de nam-ı diğer şifo mehmet bir orta saha oyuncusu olarak 13 yıl aralıksız oynadığı beşiktaş'ta 130 gol atmış bir oyuncuyken 31 kez girebilmiştir bu takıma. aynı takım oğuz çetin'i 75 kez çağırıp 70 kez oynatmıştır.

7 Eylül 2011 Çarşamba


daha anlatacak o kadar çok şey var ki neyzen, yatmakla olmuyor. yazmak lâzım, anlatmak lâzım, susup kenara çekilmemek lâzım, ‘’bana ne’’ demek yakışık almıyor. artık korkularımızı da bohçaladık, sandığa koyduk, bize anlatmak düştü, sana düşen okumak. anlayabilirsen ne dediğimizi, bir çay demle yeter; karşılıklı, ama hiç konuşmadan içelim.

sanılmasın ki çukurca’da anlatılacaklar bitti, sadece bugün anlatmak istediklerim farklı, o yüzden geçtim orayı. evlenmiştim, kızım olmuştu, onlara zaman ayırmam gerektiğini kavramıştım. gidilen şehirler mahrum ve küçük yerler olmasına rağmen insan zamanla alışıyor. bir de bu tür yerlerde insanlar birbirine kenetlenmek zorunda hissettiğinden midir nedir, dostluklar bir başka oluyor. güzel dostluklar, arkadaşlıklar kurduk hep gittiğimiz yerlerde. hakkını da teslim edeyim, etmem gerek, bunda eşimin de büyük etkisi oldu. hatta benden fazla. insanlarla kolay ve samimi ilişkiler kurabilen biri. doğal bir yeteneği var bu konuda. ben onun kadar kolay ilişki kuramam mesela. insanlar bana yaklaşmaktan çekinir, sanırım biraz soğuk buluyorlar ilk başta. sert ve kibirli olduğumu düşünüyorlar. bunu sonradan samimi olduğumuz çoğu kimseden duymuşluğum var. zamanla biz de onun ılıman havasından etkilendik sanırım, o sayede gayet güzel dostluklarımız oluştu. aileler arası gezmeler, sohbetler, oyunlar, birbirine hoş takılmalar çoğaldı. zararı olabileceğini hiç düşünmemiştik karşılıklı birbirini sevmenin, dost, arkadaş olmanın. oluyormuş meğer, bunu da öğrendik biz.

6 Eylül 2011 Salı

Afili Filintalar'dan




Afilli Filintalar:
39. şimdiki aklım olsa paradoksu…. Şimdiki aklım olsa öyle yapmazdım. Öyle yapmasaydım da şimdiki aklım olmazdı.
http://www.afilifilintalar.com/yazar/serbes

Afili Filintalar'dan


85. hisler ansiklopedisi
Babam fabrikadan aldığı maaşının yarısıyla yirmi sene boyunca taksit ödeyip İnan Yapı Kooperatifi’nden bir daire sahibi oldu. Taksitlerin bittiği ay deprem oldu, ev yıkıldı. Tek yumrukla nakavt. Her zaman böyle olur. Mutlu olmak için bir sürü faktörün bir araya gelmesi gerekir. Mutsuzluk için tek neden yeter.
O sene üniversiteye başladım, depremzede olduğum için başbakanlık bursu bağladılar, geri ödemesiz, eski parayla ayda 100 milyon. Sene 99, çok iyi paraydı benim için. Belki de bu yüzden evin yıkılmasından gizli bir zevk de aldım. Ama o felaketten aldığım gizli zevk yüzünden olsa gerek yıkılan ev peşimi hiç bırakmadı. Hâlâ ana mekanın o ev olduğu kabuslar görüyorum.