daha anlatacak o kadar çok şey var ki neyzen, yatmakla olmuyor. yazmak lâzım, anlatmak lâzım, susup kenara çekilmemek lâzım, ‘’bana ne’’ demek yakışık almıyor. artık korkularımızı da bohçaladık, sandığa koyduk, bize anlatmak düştü, sana düşen okumak. anlayabilirsen ne dediğimizi, bir çay demle yeter; karşılıklı, ama hiç konuşmadan içelim.
sanılmasın ki çukurca’da anlatılacaklar bitti, sadece bugün anlatmak istediklerim farklı, o yüzden geçtim orayı. evlenmiştim, kızım olmuştu, onlara zaman ayırmam gerektiğini kavramıştım. gidilen şehirler mahrum ve küçük yerler olmasına rağmen insan zamanla alışıyor. bir de bu tür yerlerde insanlar birbirine kenetlenmek zorunda hissettiğinden midir nedir, dostluklar bir başka oluyor. güzel dostluklar, arkadaşlıklar kurduk hep gittiğimiz yerlerde. hakkını da teslim edeyim, etmem gerek, bunda eşimin de büyük etkisi oldu. hatta benden fazla. insanlarla kolay ve samimi ilişkiler kurabilen biri. doğal bir yeteneği var bu konuda. ben onun kadar kolay ilişki kuramam mesela. insanlar bana yaklaşmaktan çekinir, sanırım biraz soğuk buluyorlar ilk başta. sert ve kibirli olduğumu düşünüyorlar. bunu sonradan samimi olduğumuz çoğu kimseden duymuşluğum var. zamanla biz de onun ılıman havasından etkilendik sanırım, o sayede gayet güzel dostluklarımız oluştu. aileler arası gezmeler, sohbetler, oyunlar, birbirine hoş takılmalar çoğaldı. zararı olabileceğini hiç düşünmemiştik karşılıklı birbirini sevmenin, dost, arkadaş olmanın. oluyormuş meğer, bunu da öğrendik biz.